ÖMRÜMÜ YEDİM...

Kullanıcı girişi

Hemen Şimdi Arayalım !

Anket

Sağlınıza Gereken önemi gösteriyor musunuz ?:

Son Eklenen Resimler

Kimler Yeni

ebruizm_ kullanıcısının resmi
esin keskin kullanıcısının resmi
ysmmnv kullanıcısının resmi
airmax1234 kullanıcısının resmi
zrisichen kullanıcısının resmi
merve ulus kullanıcısının resmi
dido gül kullanıcısının resmi
ebru kullanıcısının resmi
suygun kullanıcısının resmi
leptospira kullanıcısının resmi
derya kullanıcısının resmi
kediframb kullanıcısının resmi
NESTEREN kullanıcısının resmi
hayat kullanıcısının resmi
Ada kullanıcısının resmi
AYŞE BİÇİCİ kullanıcısının resmi
DERYADENİZ kullanıcısının resmi
sevgininazmi kullanıcısının resmi
kzypst kullanıcısının resmi
ufuk kullanıcısının resmi
ZEHİRLİZAKKUM kullanıcısının resmi
nur kullanıcısının resmi
esmer01 kullanıcısının resmi
hilmi k. kullanıcısının resmi
mucize kullanıcısının resmi
cesaret kullanıcısının resmi
kediruhlu kullanıcısının resmi
aysel kullanıcısının resmi
mell kullanıcısının resmi
ÇİĞDEM AKBABA kullanıcısının resmi

En Çok Tıklanan Yazılar

Son Yorumlar

Arşiv

Bu Yazıyı İstersen Facebook'a Yada Twitter ' a Gönder

Bu Yazıyı Ne Kadar Beğendin ??

Senin Oyun : None Genel Ortalama : 5 (2 votes)
HEDERA kullanıcısının resmi

Merhaba arkadaşlar ve dostluklar kuracağıma inandığım belki de benzer zorlukları yaşamış insanlar merhaba.

Kendimi bildim bileli değil ama 41 yıllık hayatımın çok uzun bir döneminde kilo sorunu yaşadım. Çocukluğum Karadeniz kıyısında bir ilde hastalıklarla boğuşarak geçti. Zayıf bir bünye ve sık sık hastane koridorları, yanağımı okşayan doktorlar. Küçük bir kızken kilolu değildim çocukluğun verdiği hareketlilik yetiyordu anlaşılan. Ne olduysa, her şey ergenlikle birlikte başladı.İlgisiz, kendi işini kendin gör mantığındaki bir ortamda yaşamaya başlamanın verdiği bilinçsizlikle dengesiz beslenmeye başladım.

Şimdi daha iyi anlıyorum ki küçük yaşlarda edindiğiniz, ailenizin yemek kültürü sizin ileri ki yaşlarda fiziğinizi, psikolojinizi, sosyalliğinizi de etkiliyor. Her şey bir tarafa bugünkü gözlerle bakabilseydim eğer hangi hastalıklara yakalanacağınız bile üç aşağı beş yukarı belli oluyor. Ailem Karadeniz'in sebze balık yemekleri yanında Anadolu'muzun vazgeçilmezi hamur işleri ağırlıklı bir beslenme alışkanlığına sahipti. Ben küçük şehrimde hiç bir zaman kebap insanı olmadım ya da fastfood. Ama bizim evde pişen börekler, çörekler tatlılar değme pastahanelerde bulunmaz cinstendi. Bir o kadarda sebze ve balığa düşkünlük kiloyu birazda olsa dengeliyordu sanırım iş obezliğe varmıyordu hiç bir zaman. Küçük şehirde olmanın avantajları da vardı elbet. Her yere aman zaten şurası canım bir koşu gider hallederim diyerek hayat gailesinin içindeki koşuşturmalar, kocaman bahçeli bir evde yaşayıp, işinizden döndüğünüzde ya da hafta sonu o bahçenin işi ile zevkle uğraşmalar da epey bir spor aktivitesiymiş ki, Ne zaman mı anladım ? Tabiki büyük şehire göç ettiğimde ;)

27 yaşına kadar balık etli biri olarak iniş çıkışlar gösteren bir kilom oldu. 27 yaşında ailenin İstanbul'a göçü benim için de kötü gidişatın başlangıç noktası oldu. Her insanın bir sebebi vardır, ama iyi ama kötü, benim sebebim de bu hiç istemediğim göç oldu. Ben o Karadeniz kıyısındaki şehrimde mutluydum. Evimi, işimi, bahçemi seviyordum. Bir de özelim vardı ki ona da bir kadının bir erkeğe hissedebileceği tüm tutkularla bağlıydım. Ne yazık ki o zamanın şartları onu gerektirdi ve maile İstanbul'a yerleştik. Çılgınca bir çalışma temposu içinde buldum kendimi. Yemek yemeğe fırsatın olmadığı sabah 09:00 başlayıp gecenin bir yarılarına mesaileri sarkan bir işyeri. Nefes alacağınız 30 dakikalık aralarda alel acele yenen pideler, tostlar, pizzalar vs. ler. Her yere taşıtlarla ulaşma zorunluluğu, adaptasyon öyle zor oldu ki anlatamam. Hareketsiz masa başı, yemekten ziyade tıkınıp açlığınızı gidereceğiniz bir beslenme şekli, karanlık bir tünele attığım ilk adımlar oldu.

Duygusal bir yapım var, ne kadar dik durmaya çalışsam da olaylardan etkileniyorum. Gerçi yaşadıklarım nice realistleri bile etkileyecek türdendi. 1998 yılında severek yaptığım işimi kaybettim önce. Onlarca işten çıkarılan insanın arasında benim de adım vardı. Yıllarca emek verdiğim severek yaptığım işim hayatımdan çıkmıştı. Bunun şokunu atlatamadan annemin akciğer hasatlığı ortaya çıktı. Hayatımda tekrar hastaneler dönemi başladı. 1999 yılında ikinci şokumu yaşadım. Tutkuyla bağlı olduğum sevdiğim insanı bir trafik kazasında kaybettim. Hayata küsmüştüm deriz ya, ben her şeye, herkese küsmüştüm. Her şey üstüme üstüme geliyordu. En iyi dostum buzdolabımız olmuştu. Açıyordum kapağını oda bana içini açıyordu; al diyordu benim olan her şey senin al ! Kırmıyordum onu, içinde ne bulursam yiyordum. 2000 yılına geldiğimde hatırı sayılır bir kiloya erişmiştim. Tekrar çalışmaya başladım. Bu arada annemin rahatsızlığı yüzünden sürekli hastanedeydim. Annemle ilgilenmek için işimden ayrılmak zorunda kaldım. Derken çok sevdiğim dayımın da annemle aynı hastalığa yakalandığını öğrendik. Dayım teşhis konulduktan 3 ay sonra hayatını kaybetti. Ona üzülürken dayımdan sadece 19 gün sonra annem vefat etti. İçimde gerçek bir yas vardı gerçek bir acı ve canım çok yanıyordu. Ailede hem annelik hem ablalık görevi omuzlarıma çökmüştü. Çok ağırdı ve sonunda bana olanlar oldu. Ailede zaten var olan troit hastalığım (graves) ortaya çıktı. Çok zor günlerdi. O hastalık yüzünden yediğim halde 30 kilo verdim. 2000-2004 yılları graves kıskacında geçti. Tedavi sürecinde birkaç ataktan sonra RAI tedavisi gördüm. Ama doktorumun beni az bilgilendirmesi sonucu bu hastalığın şekil değiştirip hipotroidiye dönüşeceğini ve ömür boyu takip gerektiren bir rahatsızlık olduğunu ağır şikayetlerim sonucunda başka bir doktora gittiğimde öğrendim.Verdiğim kiloları tekrar hızla geri almıştım. Hatta üzerine de okkalı bir rakam daha eklemiştim. Ne yaparsam yapayım veremiyordum. Sonra hipotroidi tedavim başladı ama ne hikmetse kilom sanki o rakama demir atmıştı. Hep o rakam diyorum değil mi ? Şişmanların ağzına almadıkları kilo rakamı.. kesseniz söylemezler. :)) 120 kiloyum. Üç aşağı beş yukarı 2006 yılından bu yana 120 kiloyum. 2006 yılında ise kendi şüphelerim ile gittiğim doktorda tip 2 diyabet teşhisi konuldu. Yaşasın ! dedim bir şekerim eksikti onu da aldım nüfusuma. El alem evlenir çoluk çocuk yapar nüfus arttırır, ben evlenmedim hastalık sayımı artırmakla meşgulüm. Topaç gibi iki hastalığım vardı kucağımda al ne yaparsan yap der gibi.

Ve geldik 40 yaşlarımın başına ne mi var elimde; yusyuvarlak bir beden, her gün düzenli alınması gereken ilaçlar, kilo yüzünden lifleri dejenerayona uğramış bir sol diz, çok güzel yerlerde harcanabilecekken bir sürü zararlı gıdaya ödenen onlarca para, belkide şişmanken asla elde edemeyeceğiniz ötelenmiş istekler vs vs. Bu işin meta ve fiziksel tarafı. Ya madalyonun öbür yüzü, her şeyden önemlisi yıpranmış bir ruh. Şişmanlığı yaşayan insanlar bilir, kaldırımda tüm heybetinizle yürürsünüz karşınıza biri çıkar istem dışı kendini bir kenara çeker. Durup noluyoruz diyesim gelir hep. Ya da her ne kadar sizinle hoşsohbet içinde olsalar da farklısın bizim gibi değilsin işte bakışlarını saklayamazlar.
Ben böyle mutluyum kendimle barışığım da kendimize söylediğimiz en büyük yalandır. Ben aynaya bakmadan giyinirim hep. Eee hani barışıktın !!! Sen barışıksın da bedenin, ruhun sana savaş açmış haberin yok.

Aydım dostlar aydım. Ama biraz geç kaldım. Anladım ki ben o pastaları börekleri değil, aslında ömrümü yedim ! Hani yukarıdaki satırlarımda demiştim ya karanlık bir tünele girdim diye. Ben o tünelin içinde ilerliyor ama sonunda hiç ışık göremiyordum, artık kendimden ümidi kesmiştim. İnternet üzerinden çeşitli araştırmalar yapıyordum ama cesaret edemiyor bir destek bulamıyordum. Ta ki bir TV kanalında yapılan haber sonucunda bu gruba ulaşana kadar. İlk adımı attım ve hemen üye oldum. Buradaki insanların yaşadıkları, tecrübeleri beni olumlu etkileyecek adım gibi biliyorum. Murat Bey ve burada meydana getirdiği oluşum birçok insana yol gösterecek. Yaşadıklarımız hikayelerimiz birçok insanın erken bilinçlenmesine vesile olacak. Ben o karanlık tünelin ucundaki ışığı nihayet gördüm. İnanıyorum ki sizlerle aydınlığa da çıkacağım.

Hikayemi okuyarak değerli zamanlarını ayıran, duygularımı paylaşan tüm arkadaşlara sonsuz teşekkürlerimle.

HEDERA

Senin Oyun : None Genel Ortalama : 5 (2 votes)
Yorumlar
CEMREM kullanıcısının resmi

Tünelin ucundaki işiği görmüşsün,artık çareler aramaya başlamışsın ve kaderine razı olmadığına çok sevindim.Obezite hastalığından kurtulacağına kalpten inanıyorum arkadaşım.Obezite kaderimiz değil,yeterki sen silkelenip kendine gel.Aşılmayacak hiçbir engel yoktur.Sevgilerimle...

merve80 kullanıcısının resmi

Konuştuğumuz gibi,senin için en hayırlı zamanda sana uygun görülmüş olan operasyon için tarih belirlemelisin.Yeni doğmuş bir çocuk gibi olacaksın.

Yeni doğmuş bir çocuk okyanusa düşen bir damla mıdır?
Okyanusun kendisi midir acep?

HEDERA kullanıcısının resmi

İlk adımı attım merve.

özüm kullanıcısının resmi

Hayatınız okurken yere çarptı beni ,bir önce okuduğum Yıldız'ın hikayesi gibi. Ne acılar çektik yıllardır,birazını atabildik birazı hala en derinlerimizde. Belki bir gün atacağız. Ameliyat olup incecik olan bir kardeşimizin söylediği bir söz içimi çok acıtmıştı. Ve gerçek bu. Dışım zayıf ama içim hala obez. Ve bir obez gördüğümde içim acıyor ,onun hislerini anlıyorum demişti. Gözgöze bile gelmemize gerek yok bizlerin,o kadar derinden anlıyoruz ki birbirimizi. Çoook iyi haberler almak dileğiyle.

HEDERA kullanıcısının resmi

Teşekkür ederim özüm. Sizin hikayenizi de ben okudum. Aranızda olmak başlı başına bir motivasyon.